İçeriğe geç
14 Eylül 2026, Pazartesi Sigorta sektörünün bağımsız haber sitesi
SON DAKİKA
Köşe Yazıları

Her Şey Kötü Değil… Biraz da Hakkını Teslim Edelim

Bugün sektörden bir arkadaşımla sohbet ederken bana, “Ne diyorsun son zamanlarda sektörde yaşananlara, yeni düzenlemelere? Hani sen yazardın, çizerdin… Uzun zamandır sessizsin” dedi.

Aslında haklıydı.

Normalde bu tarz kişisel şeyleri çok anlatan biri değilim. Fakat insanın hayatında bazı dönemler oluyor ki, iş dediğin şey gerçekten ikinci, üçüncü hatta bazen kaçıncı sıraya düştüğünü bile bilmiyorsun.

Yakın zamanda babamı kaybettim. Yaklaşık 30 gün sonra da babaannemi…

İnsan bazen hayatın koşturmacası içerisinde kendisini çok önemli zannediyor. Haber yetişecek, iş bitecek, telefon çalıyor, toplantı var, sektörün gündemi var…

Sonra hayat size bir anda başka bir şey öğretiyor.

Bazı telefonlar artık hiç çalmıyor.

İşte böyle dönemlerde insan işi gücü, sektörü, tartışmaları, kimin ne dediğini gerçekten bir kenara bırakabiliyor.

Arkadaşım ardından;

“Peki hiç mi güzel bir şey yok sektörde?” diye sordu.

Açıkçası o soru beni biraz düşündürdü.

Çünkü bizim sektörde eleştirmek kolaydır.

Hatta bazen o kadar kolaydır ki yapılan doğru bir işi takdir etmek, yanlış yapılan bir işi eleştirmekten daha zor hale gelir.

Ben de yıllardır eleştiriyorum.

Sigorta acentelerinin önündeki engelleri, bankalarla ve bazı dijital satış kanallarıyla yaşanan rekabet sorunlarını, trafik sigortasındaki yapısal problemleri, vatandaşın sigortaya bakışını, penetrasyonun hâlâ olması gereken seviyede bulunmamasını…

Bunları söyledik, yine söyleyeceğiz.

Ama bugün çıkıp da “Sektörde her şey kötü gidiyor” dersem bu doğru olmaz.

Hatta benim açımdan biraz melankoli olur.

Çünkü son dönemde yapılan bazı düzenlemelere baktığımda çok net söylüyorum:

Ben bunların önemli bir bölümünü destekliyorum.

Örneğin trafik sigortasında yıllardır konuştuğumuz en büyük problemlerden biri hasar sonrası ortaya çıkan yapıydı. Kaza yapmış vatandaş daha ne olduğunu anlamadan telefonları çalmaya başlıyor, değer kaybı adı altında birtakım vekâlet süreçlerinin içine çekiliyor, hasarın kendisinden çok hasarın etrafında oluşmuş başka bir ekonomi konuşuluyordu.

Son düzenlemelerle değer kaybı tazminatında ayrıca başvuru zorunluluğunun kaldırılması, maddi hasarla birlikte hesaplanarak ödenmesinin önünün açılması, hesaplama yöntemleri ile eksper raporlarının standartlaştırılması ve akıllı eksper ataması bence doğru adımlardır.

Dahası var.

Alo 193 Ortak Hasar İhbar Merkezi…

1 Eylül itibarıyla trafik ve kasko hasar ihbarlarının tek merkez üzerinden yapılabilmesine yönelik sistem devreye alındı. Vatandaş aynı hat üzerinden kendisini mağdur ettiğini düşündüğü illegal hasar takip yapılarını da bildirebiliyor.

Şimdi soruyorum:

Buna neden karşı çıkayım?

Vatandaşın hasar anında nereye gideceğini bilmesi, sürecin kayıt altına alınması, sektör dışındaki birtakım organize yapıların alanının daraltılması sigorta sektörüne zarar mı verir?

Tam tersine…

Bence güveni artırır.

Sigortacılıkta bizim en büyük sermayemiz bina değil, masa değil, bilgisayar değil.

Güven.

Bir başka olumlu bulduğum düzenleme özel sağlık sigortalarında geldi.

2026 başından itibaren yürürlüğe giren yeni yapıda 60 yaşını doldurmamış sigortalılara ömür boyu yenileme garantisi taahhüdü içeren sözleşme sunulması zorunlu hale geldi. Belirlenen şartları sağlayan sigortalıların garantiye erişebilmesi, bekleme sürelerinin esas olarak ilk poliçeyle sınırlandırılması ve şirket ya da plan değişikliklerinde kazanılmış hakların korunmasına yönelik hükümler bana göre tüketici açısından oldukça önemli.

Sigortacılık biraz da budur zaten.

Vatandaşa sadece poliçe satmak değil, yıllar sonra o poliçeye ihtiyaç duyduğunda kendisini güvende hissettirebilmektir.

Asistans hizmetleri konusunda yapılan düzenlemeyi de aynı çerçevede değerlendiriyorum.

Çekici geliyor mu, gelmiyor mu?

Yol yardımına ulaşabiliyor musunuz?

Vatandaş poliçesinde hizmeti görüyor ama iş hizmeti almaya geldiğinde karşısında gerçekten bu işi yapabilecek bir yapı var mı?

Yeni düzenlemeyle destek hizmeti veren kuruluşlara mali güç, teknik yeterlilik ve kurumsal yapı açısından kriterler getirilmiş olması bana göre yine doğru yönde atılmış bir adımdır.

DASK tarafında da taşınmazın satışıyla birlikte eski poliçenin sona ermesi, kullanılmayan günlerin priminin iadesi ve yeni malik adına geçerli poliçe aranması gibi uygulamalar 5 Eylül itibarıyla daha net bir yapıya kavuştu.

Bunların hiçbiri tek başına Türk sigorta sektörünün bütün sorunlarını çözmez.

Zaten böyle bir iddiam yok.

Acentelerin sorunları bitti mi?

Hayır.

Haksız rekabet konusu kapandı mı?

Hayır.

Bankaların, dijital kanalların ve acentelerin aynı pazarda hangi şartlarla rekabet edeceği konusunda konuşacak daha çok şeyimiz var mı?

Çok.

Nitekim SEDDK ile TOBB’un ağustos ayında gerçekleştirdiği toplantıda da acentelerin sektördeki rolü, dijitalleşme, acenteler arasındaki haksız rekabet, yetkisiz acentelik faaliyetleri ve sahadan gelen talepler masaya yatırıldı. Yani problemler yok sayılmıyor; en azından resmi gündemde bunların konuşulduğunu görüyoruz.

Benim söylediğim başka bir şey.

Eleştirmek ile her yapılanı kötülemek aynı şey değildir.

Ben gerektiğinde yine en sert eleştirimi yaparım.

Sigorta acentesinin hakkı yeniyorsa söylerim.

Vatandaş mağdur ediliyorsa söylerim.

Şirket yanlış yapıyorsa söylerim.

Kurum yanlış yapıyorsa onu da söylerim.

Ama doğru yapılan bir şey varsa da çıkıp;

“Bu doğru olmuş.”

demek lazım.

Çünkü sürekli karamsarlık da sektöre bir şey kazandırmıyor.

Türkiye’de sigortacılığın hâlâ çok büyük bir potansiyeli olduğuna inanıyorum. Daha önce de yazdım; bu sektörün önünde gidilecek çok uzun bir yol var.

O nedenle bugün baktığım yerden şunu söyleyebilirim:

Sektörde sorun var.

Hem de çok.

Ama sektörün tamamı sorun değil.

Son dönemde özellikle hasar süreçlerinin disipline edilmesi, suistimallerle mücadele, eksperlik sisteminin daha bağımsız ve standart hale getirilmesi, sağlık sigortalarında sigortalının kazanılmış haklarının güçlendirilmesi ve tüketicinin doğrudan sisteme erişiminin kolaylaştırılması yönündeki adımlar bana göre desteklenmesi gereken gelişmeler.

Eksikleri konuşalım.

Yanlışları eleştirelim.

Acentenin hakkını sonuna kadar savunalım.

Ama iyi yapılanın da hakkını teslim edelim.

Belki de arkadaşımın bana sorduğu o basit sorunun cevabı tam olarak buydu:

“Hiç mi güzel bir şey yok?”

Var.

Her şey mükemmel değil.

Ama her şey kötü de değil.

Ve bazen insanın hem hayata hem de yaptığı işe biraz uzaktan baktığı dönemlerde bunu daha net görebildiğini düşünüyorum.

Erhan Navruz
YAZAR

Erhan Navruz

Genel Yayın Yönetmeni

Uzmanlık: sigorta, acenteler, mevzuat, finans

Yazar profili ve tüm yazıları