İçeriğe geç
4 Eylül 2026, Cuma Sigorta sektörünün bağımsız haber sitesi
SON DAKİKA
Köşe Yazıları

İklim Krizi Artık Poliçenin İçinde

İklim Krizi Artık Poliçenin İçinde
İklim Krizi Artık Poliçenin İçinde

İklim krizini uzun yıllar boyunca eriyen buzullar, yükselen denizler ve geleceğe ilişkin karanlık senaryolar üzerinden konuştuk.

Bugün ise mesele çok daha yakınımızda.

İklim krizi artık yalnızca çevre sayfalarının konusu değil. Evimizin sigorta priminde, çiftçinin ürün kaybında, sanayicinin duran üretim hattında, belediyelerin altyapı bütçesinde ve reasürans maliyetlerinde karşımıza çıkıyor.

Kısacası iklim krizi artık poliçenin içinde.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün Mart 2026’da yayımladığı değerlendirmeye göre 2015–2025 dönemi, ölçümlerdeki en sıcak 11 yılı oluşturdu. 2025 yılı küresel sıcaklık bakımından kayıtlardaki en sıcak ikinci veya üçüncü yıl olurken, sanayi öncesi dönemin yaklaşık 1,43 derece üzerine çıkıldı. Okyanuslardaki ısı içeriği de ölçüm tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı.

Bunlar ilk bakışta sigorta bilançosunda karşılığı olmayan bilimsel veriler gibi görülebilir. Oysa sıcaklıkta meydana gelen her artış; yağış rejiminden kuraklığa, orman yangını koşullarından aşırı sıcaklara kadar birçok tehlikenin yapısını değiştiriyor.

Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

Yaşanan her afeti doğrudan ve yalnızca iklim değişikliğine bağlamak bilimsel olarak doğru değil. Deprem gibi jeolojik olayların iklim değişikliğiyle ilgisi bulunmuyor. Şehirleşme biçimi, riskli bölgelerde artan yapılaşma, yükselen gayrimenkul değerleri, inşaat maliyetleri ve yetersiz altyapı da ekonomik kayıpların büyümesinde önemli rol oynuyor.

Dolayısıyla karşımızdaki denklem yalnızca “hava daha sıcak, hasar daha büyük” şeklinde açıklanamaz.

Asıl denklem şudur:

Değişen tehlike, büyüyen ekonomik değer ve yeterince hızlı gelişmeyen dayanıklılık.

100 milyar dolar artık istisna değil

Swiss Re Institute’un 2025 yılına ilişkin çalışmasında doğal afetlerin dünya genelinde yaklaşık 220 milyar dolarlık ekonomik kayba yol açtığı, bunun 107 milyar dolarlık bölümünün sigorta tarafından karşılandığı hesaplandı. Böylece doğal afet kaynaklı sigortalı kayıplar altıncı yıl üst üste 100 milyar dolar sınırını aştı.

Aynı çalışma, 2025’te incelenen 190 büyük olaydan doğan ekonomik kaybın yalnızca yüzde 49’unun sigortalı olduğunu ortaya koyuyor. Yani dünya genelindeki zararın yarısından fazlası yine hanelerin, işletmelerin ve kamu bütçelerinin üzerinde kaldı.

Munich Re ise farklı bir veri seti kullanarak 2025 yılı toplam ekonomik kaybını 224 milyar dolar, sigortalı kaybı yaklaşık 108 milyar dolar olarak hesapladı. Kurumun verilerine göre hava olayları, toplam kayıpların yüzde 92’sini ve sigortalı kayıpların yüzde 97’sini oluşturdu.

Farklı kuruluşların rakamlarında küçük değişiklikler bulunması normal. Olayların sınıflandırılması, veri toplama tarihleri ve kayıp hesaplama yöntemleri birbirinden farklı olabiliyor. Fakat bütün çalışmaların gösterdiği ortak gerçek değişmiyor:

Sigorta sektörü artık her yıl yüz milyarlarca dolarlık doğal afet ekonomisini yönetmek zorunda.

Üstelik büyük zararların oluşması için mutlaka dev bir kasırganın büyük bir metropolü vurması da gerekmiyor.

2025’te Los Angeles çevresindeki yangınlar yaklaşık 40 milyar dolarlık sigortalı kayıpla tarihin en maliyetli orman yangını olayı olarak kayıtlara geçti. Ancak yılın asıl dikkat çekici tarafı; dolu, şiddetli fırtına, sel ve orman yangını gibi bir dönem “ikincil tehlike” olarak tanımlanan olayların toplam sigortalı kayıpların yüzde 92’sini oluşturmasıydı.

Sigorta açısından yeni dönemin özeti tam olarak burada yatıyor.

Eskiden büyük bir felaket olur, sektör o yılın hasarını konuşurdu. Şimdi ise daha küçük görünen olaylar sıklaşıyor, farklı bölgelerde tekrarlanıyor ve yıl sonunda dev bir birikimli hasara dönüşüyor.

Bir risk istisna olmaktan çıkıp sürekli tekrar etmeye başladığında sigortanın matematiği de değişmek zorunda kalır.

Sakin geçen altı ay bizi yanıltmamalı

2026’nın ilk yarısındaki veriler ilk bakışta daha olumlu görünüyor.

Swiss Re, Munich Re ve Gallagher Re tarafından yayımlanan çalışmalar, kullanılan yönteme göre, ilk altı aylık sigortalı doğal afet kayıplarını yaklaşık 42–46 milyar dolar aralığında hesaplıyor. Ekonomik kayıp tahminleri ise 100–142 milyar dolar arasında değişiyor.

Bu rakamların son yıllardaki eğilimin altında kalması, riskin azaldığı anlamına gelmiyor. Büyük ve sigorta yoğunluğu yüksek bir bölgeyi vuran “tepe olayın” yaşanmaması, bilanço açısından geçici bir rahatlama sağlamış olabilir.

Fakat tehlikenin temel bileşenleri hâlâ yerinde duruyor: daha fazla yapı riskli bölgelerde bulunuyor, ekonomik değerler büyüyor, onarım maliyetleri yükseliyor ve bazı hava olaylarının yapısı değişiyor.

Bu nedenle bir yılın veya altı aylık dönemin düşük hasarla kapanmasını iklim riskinin gerilediği şeklinde okumak son derece tehlikeli olur.

Sigortacılık zaten güneşli günlerin değil, kötü günlerin hesabını yapmak zorundadır.

Asıl kriz: Sigortalanabilirlik

Bence önümüzdeki dönemin en önemli kelimesi “hasar” değil, sigortalanabilirlik olacak.

Bir riskin gerçekleşme ihtimali ve beklenen maliyeti yükseldiğinde sigortacının önünde sınırlı sayıda seçenek kalır: primi artırmak, muafiyet uygulamak, teminat limitini düşürmek, daha sıkı risk kabul şartları belirlemek veya bazı durumlarda teminat sunmamak.

Bunu yalnızca sigorta şirketlerinin daha fazla para kazanma isteği üzerinden açıklamak kolaycı bir yaklaşım olur. Sigorta, toplanan primle karşılanamayacak kadar sık tekrarlanan bir riski sonsuza kadar eski fiyatıyla taşıyamaz.

Ama aynı şekilde iklim riskini gerekçe gösteren her prim artışını veya her teminat daralmasını sorgulamadan makul kabul etmek de doğru değildir.

Fiyatlamanın veriye dayanması, kullanılan kriterlerin açıklanabilir olması ve sigortalının hangi nedenle daha yüksek prim ödediğini anlayabilmesi gerekir. Aksi hâlde iklim riskinin fiyatlanması ile tüketicinin korumasız bırakılması arasındaki sınır bulanıklaşır.

Avrupa Sigorta ve Mesleki Emeklilik Otoritesinin 2025 Eurobarometre verilerine dayanan çalışması, katılımcıların yalnızca yüzde 17’sinin doğal afetlerin yol açabileceği konut hasarlarına karşı sigortası bulunduğunu gösteriyor. EIOPA ayrıca yüksek riskli bölgelerde sigortanın pahalılaşmasının veya teminatın bulunamamasının zamanla konut kredilerine erişimi de etkileyebileceğine dikkat çekiyor.

Bu noktadan sonra konu yalnızca sigortacının teknik kârlılığı değildir.

Sigortalanamayan bir ev, bankanın teminat kabul etmek istemeyeceği bir varlığa dönüşebilir. Krediye erişimin zorlaşması gayrimenkul değerini etkileyebilir. Değer kaybı hane halkının servetini, ardından bankacılık sistemini ve kamu maliyesini etkileyebilir.

Nitekim Uluslararası Sigorta Denetçileri Birliği de 2025 yılında yayımladığı çalışmada doğal afet sigorta koruma açığının yalnızca sosyal değil, aynı zamanda finansal istikrar bakımından da sonuçlar doğurabileceğini vurguladı.

İklim krizi böylece bir çevre probleminden sigorta problemine, sigorta probleminden de finansal sistem problemine dönüşüyor.

İklim krizi eşitsizliği büyütüyor

Dünyadaki koruma açığı her bölgede aynı değil.

Swiss Re verilerine göre 2025 yılında Asya’da doğal afetlerin yol açtığı yaklaşık 65 milyar dolarlık ekonomik kaybın yalnızca yüzde 8’i sigorta tarafından karşılandı. Gelişmiş sigorta pazarlarında büyük bir olay sonrasında hasarın önemli kısmı sektör tarafından üstlenilirken, sigorta penetrasyonunun düşük olduğu ülkelerde maliyet çoğunlukla vatandaşların ve devletlerin üzerinde kalıyor.

Bu nedenle iklim krizinin aynı zamanda bir eşitsizlik krizi olduğunu düşünüyorum.

Geliri yüksek bir aile artan primi bir ölçüde karşılayabilir, evinde dayanıklılık yatırımı yapabilir veya farklı bir bölgeye taşınabilir. Dar gelirli bir aile için ise aynı seçenekler bulunmayabilir. Küçük bir işletme büyük bir şirket kadar kapsamlı risk mühendisliği hizmeti alamaz. Küçük üretici, birkaç yıl üst üste yaşanan kuraklık veya dolu kaybından sonra faaliyetini devam ettiremeyebilir.

Risk aynı görünse bile sonuçları eşit değildir.

Tam da bu nedenle iklim sigortasını yalnızca serbest piyasa fiyatlamasına veya yalnızca kamu desteğine bırakmak yeterli olmayacaktır.

Sigortacı yalnızca hasar ödeyen kurum olmamalı

Sigorta sektörünün iklim krizini tek başına çözebileceğini düşünmüyorum. Sigortanın görevi atmosferi soğutmak veya şehirlerin altyapısını yenilemek değildir.

Fakat sektörün elinde başka hiçbir kurumda aynı ölçüde bulunmayan önemli bir güç var: Risk verisi.

Sigorta şirketleri ve reasürörler hangi bölgede hangi olayın ne sıklıkta meydana geldiğini, ne kadar ekonomik kayıp oluşturduğunu ve hangi önlemin hasarı ne ölçüde azaltabildiğini görebiliyor.

Bu bilgi yalnızca prim artırmak için kullanılmamalı.

Dayanıklılık yatırımı yapan sigortalının ödüllendirildiği bir sisteme dönüşmeli. Taşkın bariyeri kuran işletme, çatısını dolu ve fırtınaya karşı güçlendiren tesis, yangın çevresinde koruma alanı oluşturan yapı veya su tüketimini azaltan üretici bunun karşılığını poliçesinde görebilmeli.

Sadece riskli olanı pahalılaştıran bir sigortacılık modeli toplumsal tepki üretir.

Riski azaltanı ödüllendiren model ise davranış değişikliği oluşturur.

Poliçelerin de daha anlaşılır hâle gelmesi gerekiyor. Sel, su baskını, fırtına, dolu, kuraklık veya iş durması teminatlarının kapsamı ve istisnaları sigortalının rahatlıkla anlayabileceği şekilde anlatılmalı. Hasar meydana geldikten sonra başlayan teminat tartışması, sigortaya olan güveni zedeler.

İklim çağında en pahalı şey yalnızca hasar değildir; yanlış veya eksik teminat nedeniyle kaybedilen güvendir.

Parametrik sigorta önemli, ancak mucize değil

Son bir yılın dikkat çekici örneklerinden biri Jamaika’da yaşandı.

Hurricane Melissa sonrasında Dünya Bankası tarafından düzenlenen katastrofik tahvilde önceden belirlenen fırtına basıncı ve iz kriterleri gerçekleştiği için Jamaika’ya 150 milyon dolarlık tam ödeme yapılması kararlaştırıldı.

Parametrik modellerin en önemli avantajı burada ortaya çıkıyor. Klasik hasar tespit sürecinin tamamlanması beklenmeden, belirlenen ölçüm seviyesi gerçekleştiğinde hızlı finansman sağlanabiliyor. Özellikle kamu kurumları, tarım, enerji altyapısı ve küçük ada devletleri için bu hız hayati önem taşıyabilir.

Ancak parametrik sigorta da bütün sorunları çözen sihirli bir ürün değildir. Parametre gerçekleşmediği hâlde gerçek zarar oluşabilir veya yapılan ödeme toplam zararın altında kalabilir. Bu durum “baz riski” olarak karşımıza çıkar.

Bu nedenle parametrik ürünleri klasik sigortanın yerine değil, onu tamamlayan bir finansman katmanı olarak görmek daha sağlıklı olacaktır.

Kamu ile özel sektör aynı masaya oturmalı

İklim riskinin yoğunlaştığı bazı bölgelerde özel sigorta piyasasının tek başına hem uygun fiyat hem de geniş teminat sağlaması mümkün olmayabilir.

Geneva Association’ın 2026 yılında 14 farklı kamu-özel sigorta programını inceleyen çalışması, doğru tasarlanan modellerin sigortaya erişimi ve teminat kullanılabilirliğini artırabileceğini gösteriyor. Ancak aynı çalışma önemli bir uyarıda da bulunuyor: Devlet desteği yanlış kurulursa kamu maliyesinde kontrolsüz yük oluşturabilir, özel sektörü piyasadan uzaklaştırabilir ve risk azaltma isteğini zayıflatabilir.

Dolayısıyla devletin bütün zararı üstlenmesi de bütün sorumluluğu özel sektöre bırakması da doğru çözüm değil.

Kamu, çok büyük kayıplarda son katman reasürör rolünü üstlenebilir. Özel sektör risk seçimi, fiyatlama, dağıtım ve hasar yönetimini sürdürebilir. Destekler ise herkese aynı şekilde dağıtılmak yerine gelir durumu, bölgesel risk ve alınan önlemler dikkate alınarak hedeflenebilir.

En önemlisi, kamu desteği riskli bölgelerde kontrolsüz yapılaşmanın finansmanına dönüşmemelidir.

Sigorta zararı paylaşabilir; yanlış şehirleşmeyi düzeltemez.

Türkiye bu tartışmanın dışında değil

Türkiye’de afet denildiğinde doğal olarak önce depremi konuşuyoruz. Fakat deprem iklim kaynaklı bir risk değildir ve iklim tehlikeleri için kurulacak sistemin kendine özgü bir yapısı olması gerekir.

Şehir selleri, dolu, fırtına, orman yangınları, aşırı sıcak ve kuraklık birbirinden farklı özellikler taşıyor. Bu risklerin il, ilçe ve hatta mümkün olan yerlerde parsel seviyesinde ölçülebileceği ortak bir veri altyapısına ihtiyacımız var.

Risk haritaları yalnızca sigorta şirketlerinin kendi sistemlerinde kalmamalı. Belediyeler, kamu kurumları, bankalar, üreticiler ve vatandaşlar ulaşabildikleri ölçüde aynı risk gerçeğine bakabilmeli.

Tarım sigortalarındaki kurumsal tecrübemiz önemli. Ancak değişen iklim koşulları karşısında ürünlerin, ölçüm sistemlerinin ve üreticiye sunulan risk azaltma hizmetlerinin sürekli geliştirilmesi gerekiyor. Kuraklık gibi yavaş gelişen riskler ile birkaç dakika içinde büyük hasar oluşturan dolu veya fırtına aynı yöntemlerle yönetilemez.

Sigorta acentelerine de burada farklı bir görev düşüyor.

Acente artık yalnızca teklif hazırlayan veya yenileme hatırlatması yapan taraf olmamalı. Sigortalının yaşadığı bölgedeki tehlikeleri anlatan, eksik teminatları gösteren ve alınabilecek önlemler konusunda yönlendirme yapan gerçek bir risk danışmanına dönüşmeli.

Çünkü iklim riskinin vatandaşa ulaştığı ilk temas noktası çoğu zaman bir bilimsel rapor değil, sigorta acentesidir.

İklim krizi sigortacılık için gelecekte karşılaşılacak bir konu değil. Bugünün fiyatlama, reasürans, teminat, hasar ve güven meselesidir.

Önümüzde iki yol bulunuyor.

Birinci yol; her büyük hasardan sonra primleri, zararları ve kimin ödeme yapacağını tartışmak.

İkinci yol ise hasar meydana gelmeden önce riski ölçmek, yapılaşmayı buna göre planlamak, dayanıklılık yatırımlarını desteklemek ve sigortayı yalnızca ödeme yapan değil, zararı azaltan bir sistem hâline getirmek.

Ben ikinci yolun hem sektör hem de toplum açısından daha doğru olduğuna inanıyorum.

Sigorta bütün felaketleri önleyemez. Fakat doğru kullanıldığında riski görünür kılar, alınacak önlemleri teşvik eder ve felaket sonrasında ekonominin daha hızlı ayağa kalkmasını sağlar.

Artık sormamız gereken soru yalnızca “Hasarı kim ödeyecek?” olmamalı.

Asıl soru şudur:

Bu hasarı meydana gelmeden önce nasıl küçülteceğiz?

Çünkü iklim krizinin büyüttüğü bir dünyada en ucuz hasar, hiç oluşmayan hasardır.

Erhan Navruz
YAZAR

Erhan Navruz

Genel Yayın Yönetmeni

Uzmanlık: sigorta, acenteler, mevzuat, finans

Yazar profili ve tüm yazıları