SON DAKİKA
--:--:--
Av. Serkan İplikci

Sigorta Hukukunda Güncel Gelişmeler

0 Yorum Yapıldı
Bağlantı kopyalandı!

Trafik kazalarından doğan maddi ve bedensel zararların tazmini süreci, Türk sigorta hukuku pratiğinde uzun yıllardır hak sahipleri açısından karmaşık ve çok katmanlı bir prosedür olarak varlığını sürdürmüştür. Özellikle “araç değer kaybı” tazminatı taleplerinde bürokratik işlemlerin fazlalığı ve sürecin yetkisiz aracıların suiistimaline açık hale gelmesi, yasal bir reform ihtiyacını doğurmuştur.

Bu gereksinim doğrultusunda Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) tarafından hazırlanan ve 1 Nisan 2026 tarihinde Bursa ile Ordu illerinde pilot olarak başlatılan yeni düzenleme, 1 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla tüm Türkiye genelinde yürürlüğe girmektedir. Söz konusu mevzuat değişikliği, usul ekonomisi ilkesi ve tam tazmin prensibi ekseninde, sigorta uyuşmazlıklarının çözümünde devrim niteliğinde yenilikler barındırmaktadır.

Ayrı Başvuru ve Dilekçe Zorunluluğunun Ortadan Kalkması

Mülga (eski) uygulamada, kaza neticesinde onarım gören aracın değer kaybı tazminatının tahsili, onarım işlemlerinden bağımsız ikinci bir idari süreci gerektirmekteydi. Hak sahiplerinin sigorta şirketine yeniden başvuru yapması ve ayrı bir ekspertiz raporu tanzim ettirmesi zorunluluğu bulunmaktaydı.

1 Temmuz 2026 itibarıyla devreye giren sistemle birlikte, bu ikili yapı tamamen ortadan kaldırılmaktadır. Kaza sonrası aracın hasar tespiti için atanan bağımsız sigorta eksperi, onarım bedelini raporlarken eş zamanlı olarak aracın değer kaybını da aynı rapor içerisinde hesaplamakla yükümlü kılınmıştır. Kaza ihbarının yapılması ve hasar dosyasının açılması, hukuken değer kaybı talebini de zımnen içerecektir. Onaylanan ekspertiz raporunda yer alan değer kaybı tutarı, hasar bedeli ile birlikte tek bir dosya üzerinden, aracılar olmaksızın doğrudan hak sahibinin banka hesabına yatırılacaktır.

“Hasar Danışmanlığı” Maskesi Altındaki Hak İhlallerinin Önlenmesi

Sigorta hukuku pratiğinde uzun yıllardır kanayan bir yara haline gelen ve “hasar danışmanlığı” veya “kaza takip merkezi” gibi isimler altında yürütülen yetkisiz aracılık faaliyetleri, bu yasal reformun bertaraf etmeyi hedeflediği en büyük risk unsurlarından biridir. Avukatlık Kanunu’nun yalnızca baroya kayıtlı avukatlara tanıdığı hukuki temsil yetkisini fiilen gasp ederek sahada konumlanan bu yapılar, kaza mağdurlarının panik hâlini, bilgi eksikliğini ve eski sistemin bürokratik karmaşasını istismar ederek sistemde varlık göstermiştir. Hukuki ehliyetten, mesleki etik kurallarından ve baro denetiminden tamamen yoksun olan bu tür işletmeler, çoğu zaman “alacağın temliki” sözleşmeleri veya geniş yetkili vekâletnameler aracılığıyla hak sahiplerinin tazminatlarına ortak olmaktadır.

Bu kayıt dışı sektörün yarattığı asıl tehlike, yalnızca talep edilen %30 ila %50 arasındaki fahiş komisyon oranları değildir; aynı zamanda sürecin ehliyetsiz ellerde yürütülmesinin yarattığı geri dönülemez hak kayıplarıdır. Hasar danışmanlık şirketleri, dosyaları bir an evvel nakde çevirmek ve komisyonlarını tahsil etmek gayesiyle, sigorta şirketlerinin teklif ettiği ve gerçek zararın çok altında kalan (eksik ifa niteliğindeki) meblağları hukuki bir inceleme yapmaksızın kabul ederek uyuşmazlıkları mağdurun aleyhine kapatmaktadır. İmzalanan ibranameler nedeniyle mağdurun sonradan yargı yoluna başvurma hakkı da elinden alınmış olmaktadır.

1 Temmuz itibarıyla değer kaybı taleplerinin ekspertiz raporu ile otomatikleşmesi ve ödemelerin aracısız bir şekilde doğrudan ruhsat sahibinin banka hesabına yapılması zorunluluğu, işte bu “hasar danışmanlığı” sektörünün beslendiği usul boşluklarını hukuken ortadan kaldırmakta; mülkiyet hakkının hiçbir kesintiye uğramadan tam tazmin ilkesine uygun olarak sahibine teslim edilmesini yasal bir zırh ile güvence altına almaktadır.

EKSİST (Eksper Atama ve Takip Sistemi) ve 40.000 TL Sınırı

1 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla hayatımıza girecek olan mevzuatın teknik ve idari belkemiğini hiç şüphesiz EKSİST (Eksper Atama ve Takip Sistemi) oluşturmaktadır. Sistemin işleyişini ve getirilen 40.000 TL’lik yasal barajı salt birer idari prosedür olarak okumak eksik olacaktır; zira bu mekanizma, mağdurların tazminat haklarına erişiminde hem devrim niteliğinde kolaylıklar hem de dikkat edilmediği takdirde telafisi güç hukuki tuzaklar barındırmaktadır.

Eski uygulamanın en çok eleştirilen ve biz hukukçuların yargılamalarda en sık itiraz ettiği noktalarından biri, sigorta şirketlerinin hasar tespiti için genellikle “sürekli çalıştıkları” eksperleri atamasıydı. Bu durum, eksperin tarafsızlık ve bağımsızlık ilkesini zedelemekte, sigorta şirketinin maliyetlerini düşük tutma refleksiyle piyasa gerçeklerinin altında onarım ve değer kaybı bedelleri belirlenmesine yol açabilmekteydi.

EKSİST altyapısı, bu yapısal sorunu ortadan kaldırmayı hedefleyen merkezi bir otomasyondur. Yeni dönemde eksper atamaları, sigorta şirketinin veya hasar gören araç sahibinin inisiyatifinden çıkarılarak sistem üzerinden sıraya ve liyakate dayalı bir algoritma ile otomatik ve rastgele yapılmaktadır. Böylece eksper ile sigorta şirketi arasındaki doğrudan ticari bağ kesilmekte; eksperin, kelimenin tam anlamıyla “üçüncü ve tarafsız bir hakem” sıfatıyla hareket etmesinin yasal zemini oluşturulmaktadır. Ayrıca EKSİST sayesinde raporların sisteme yüklenme süreleri katı kurallara bağlanmış olup, aylarca süren “eksper raporu bekleme” çilesi hukuken son bulmaktadır.

40.000 TL Barajı: Hızlandırılmış Çözüm mü, Hak Kaybı Riski mi?

Mevzuatın getirdiği en kritik eşiklerden biri, hasar tutarlarına göre oluşturulan ikili yapıdır. Düzenleme uyarınca; tahmini hasar tutarı 40.000 TL ve üzerinde olan tüm dosyalarda EKSİST üzerinden zorunlu olarak bağımsız eksper atanması emredici bir kuraldır. Ancak tahmini hasar bedeli 40.000 TL’nin altında kalıyorsa, yasa koyucu burada eksper atamasını zorunlu tutmamış; taraflara (mağdur araç sahibi ile sigorta şirketine) “kendi aranızda anlaşabilirsiniz” (mutabakat) yolunu açmıştır.

Yasa koyucunun buradaki temel amacı; günümüz ekonomik koşullarında görece küçük sayılabilecek tampon çizikleri, ayna kırılmaları veya ufak kaporta göçükleri gibi hasarlarda sistemi eksper maliyetleriyle ve bürokrasiyle yormadan, vatandaşa parasını hızlıca ödeyip dosyayı kapatmaktır. Ancak bu “pratik ve hızlı” çözüm, hukuki açıdan ciddi tehlikelere gebedir.

Mutabakat (Anlaşma) Usulünde Dikkat Edilmesi Gereken Hukuki Riskler

Uygulamada en çok karşılaşılan mağduriyetler, işte bu “hızlıca anlaşıp dosyayı kapatma” eğiliminden doğmaktadır. 40.000 TL altındaki hasarlarda sigorta şirketiyle eksper olmaksızın anlaşma yoluna gidildiğinde şu riskler ortaya çıkmaktadır:

  1. Sadece dışarıdan bakıldığında 15.000 TL’lik basit bir tampon hasarı gibi görünen bir kazada, tamponun arkasındaki park sensörleri, radar sistemleri veya şasi uçlarındaki ezilmeler ilk etapta fark edilmeyebilir. Araç sahibi sigorta şirketiyle 15.000 TL üzerinden anlaşıp parayı aldığında, aracını servise götürdüğünde “Burada 60.000 TL’lik iç hasar var” gerçeğiyle yüzleşebilir.
  2. Sigorta şirketleri, 40.000 TL altındaki hasarları doğrudan öderken araç sahibinden genellikle bir “ibraname” (şirketi ibra ettiğine, başka hiçbir hak ve alacağı kalmadığına dair belge) almaktadır. Eğer gizli bir hasar sonradan ortaya çıkarsa veya araç sahibi eksik ödeme aldığını sonradan fark ederse, imzaladığı bu ibraname yüzünden hukuki yollara başvurma hakkını büyük ölçüde kaybetmiş olacaktır.
  3. EKSİST üzerinden eksper atanmadığında ve resmî bir hasar raporu tutulmadığında, 1 Temmuz itibarıyla otomatikleşecek olan “değer kaybı” hesaplamasının nasıl ve hangi verilerle yapılacağı belirsizleşmektedir. Sigorta şirketiyle sadece onarım bedeli üzerinden anlaşan bir vatandaş, aracında oluşan değer kaybı hakkından zımnen feragat etmiş konumuna düşebilir.

Sistemin 40.000 TL altındaki hasarlar için sunduğu “eksper atamadan doğrudan anlaşma” seçeneği, son derece cazip ve hızlı görünse de ihtiyatla yaklaşılması gereken bir yoldur. Hasar dışarıdan ne kadar küçük görünürse görünsün; aracın detaylı bir serviste sökülüp incelenmeden, gizli bir mekanik veya elektronik hasar olup olmadığı teyit edilmeden ve en önemlisi değer kaybı hakkının da bu ödemeye dâhil olup olmadığı yazılı olarak netleştirilmeden sigorta şirketleriyle nihai mutabakat (ibraname) imzalamaktan kaçınılması, yasal hakların muhafazası için elzemdir.

Bedensel Zararlar ve Teminat Yapısındaki Standardizasyon

1 Temmuz düzenlemesi yalnızca maddi hasarları (değer kaybı ve araç onarımı) değil, trafik kazalarından doğan bedensel zararları da yeni standartlara bağlamaktadır.

Trafik kazası neticesinde meydana gelen yaralanmalarda, tedavi süreci boyunca ortaya çıkan hastane masrafları, protez organ bedelleri ve tıbbi zorunluluk arz eden bakıcı giderleri doğrudan “Sağlık Giderleri Teminatı” kapsamına alınmıştır. Kazazedelerin çalışma gücü kayıplarından doğan zararları (geçici iş göremezlik ve kalıcı/sürekli sakatlık) ise “Sakatlanma Teminatı” başlığı altında net bir yasal çerçeveye oturtulmuştur. Bu ayrım, sigorta şirketlerinin tazminat yükümlülüklerindeki muğlaklığı ortadan kaldırmaktadır.

Otomatik Hesaplama Kriterleri ve Eksik İfa (Eksik Ödeme) Riski

1 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla yürürlüğe girecek yeni mevzuatın en çok tartışılan ve hukuki uyuşmazlıklara en gebe olan yönü, değer kaybı hesaplamalarının merkezi sistemler ve standart formüller üzerinden otomatikleştirilmesidir. Sürecin hızlanması usul ekonomisi açısından büyük bir kazanım gibi görünse de, mülkiyet hakkı ve borçlar hukuku prensipleri çerçevesinde “tam tazmin ilkesi”nin ihlal edilmesi riskini de beraberinde getirmektedir.

Sistem tarafından re’sen gerçekleştirilen değer kaybı hesaplamalarında yasal olarak şu temel veriler matris olarak kullanılmaktadır:

• Aracın kaza anındaki güncel ikinci el piyasa rayiç bedeli.
• Hasarın boyutu ve değişen veya boyanan parçaların niteliği.
• Aracın üretim yılı (yaşı) ve kaza anındaki güncel kilometresi.
• Aracın geçmiş Tramer kayıtları ve daha önce aynı bölgeden hasar alıp almadığı (mükerrer hasar kontrolü).

Söz konusu kriterlerin belirli bir algoritma üzerinden otomatik olarak işletilmesi, teoride standardizasyonu sağlasa da somut olayın özelliklerini (karakteristik yapısını) göz ardı etmektedir. Türk Borçlar Kanunu’nun zarar ve tazminatın belirlenmesine ilişkin genel hükümleri uyarınca; tazminat miktarı, zarar görenin mal varlığında meydana gelen eksilmenin (reel zararın) tam karşılığı olmak zorundadır. Ancak otomatik sistemlerin yapay yapısı, piyasa gerçekleri ile yasal formüller arasında ciddi bir uçurum yaratma potansiyeline sahiptir.

Bu sorunlar arasında sayılabilecek faktörler şu şekilde açıklanabilir:

Otomatik sistemler, araçların marka ve model bazındaki özel piyasa algısını (likidite hızını) tam olarak analiz edemez. Örneğin, Türkiye ikinci el piyasasında çok hızlı alıcı bulan ve “tutulan” olarak tabir edilen bazı modellerde meydana gelen kaporta hasarları, piyasada yasal formüllerin öngördüğünden çok daha büyük bir değer kaybına yol açmaktadır. Formülsel hesaplama, aracın piyasadaki gerçek talep düşüşünü yansıtmakta yetersiz kalmaktadır.

Lüks segment, özel sipariş veya sınırlı sayıda üretilen (limited edition) araçların değer kaybı dinamikleri, standart binek araçlarla aynı parametrelerle ölçülemez. Bu tür araçlarda sadece tek bir çamurluğun boyanması dahi piyasa rayicinde yüz binlerce liralık bir kırılmaya sebep olurken, otomatik sistem standart katsayıları baz alarak oldukça düşük bir tazminat miktarı üretebilmektedir.

Otomatik sistemler, hasar gören parçanın fonksiyonel önemini ve aracın güvenliğine olan etkisini matematiksel olarak standardize eder. Ancak şasi, podye, tavan veya direk gibi aracın can güvenliğini doğrudan ilgilendiren yapısal iskelet elemanlarında meydana gelen hasarlar ile basit bir tampon veya çamurluk hasarı, kâğıt üzerinde aynı değişim veya boya katsayılarına tabi tutulabilmektedir. Bu durum, aracın güvenliği ve sürüş dinamiğindeki kalıcı deformasyonun yarattığı devasa değer kaybının eksik hesaplanmasına yol açar.

Formülasyonda kullanılan yaş ve kilometre çarpanları, çok temiz bakılmış, kilometresi düşük ancak yaşı büyük araçlar ile çok yüksek kilometreli yeni araçlar arasındaki dengeyi adil kuramamaktadır. Örneğin, sadece hafta sonları kullanılan, hatasız ve çok düşük kilometredeki 10 yaşında bir araç, yaş çarpanının yüksek olması sebebiyle otomatik sistemde neredeyse “değer kaybetmeyen” bir statüye indirgenebilmektedir; kaza sonrasındaki hakiki piyasa kaybı tamamen göz ardı edilebilmektedir.

Yeni sistem, aracın geçmiş hasar kaydı varsa değer kaybı hakkını ciddi oranda kısıtlamakta veya tamamen sıfırlamaktadır. Hukuken, daha önce sol ön çamurluğundan hasar almış bir aracın, bu kazada arka bagaj kapağından darbe alması durumunda değer kaybına hak kazanması gerekir; çünkü hasar gören bölgeler farklıdır ve yeni kaza mal varlığında yeni bir eksilmeye yol açmıştır. Otomatik sistemlerin bu ayrımı tam olarak yapamayarak geçmiş kaydı bulunan araçlara doğrudan “değer kaybı oluşmamıştır” şeklinde hatalı rapor düzenleme riski oldukça yüksektir.

Sonuç itibarıyla, 1 Temmuz 2026 sonrası otomatikleşen bu süreçlerde üretilen ekspertiz raporları, kesin ve değişmez birer mahkeme ilamı niteliğinde değildir. Aksine, sigorta şirketlerinin yükümlülüğünü asgari düzeyde tutmaya yönelik “eksik ifa” (noksan ödeme) riski barındıran tek taraflı hukuki verilerdir. Hak sahiplerinin, sistem tarafından hesaplanan tutarları nihai mutlak gerçeklik olarak kabul etmemesi; reel zararın tespiti ve eksik kalan tazminat parçalarının tahsili için hak arama özgürlüklerini Sigorta Tahkim Komisyonu veya yargı mercileri önünde saklı tutmaları yasal bir gerekliliktir.

İtiraz Yolları ve Sigorta Tahkim Komisyonu Süreci

Yeni düzenleme, hak sahiplerine eksik veya hatalı hesaplamalara karşı katı sürelere bağlı itiraz mekanizmaları sunmaktadır. Hazırlanan ilk ekspertiz raporuna karşı, EKSİST üzerinden yalnızca 3 iş günü içerisinde itiraz etme hakkı tanınmıştır. Süresi içinde yapılan itiraz durumunda, sisteme yeni bir eksper atanarak dosya baştan değerlendirilmektedir. İkinci raporda da ihtilafın çözülememesi hâlinde taraflar mevzuatta yeri olan “Hakem Eksper” tayini yoluna gidebilmektedir.

Bu idari itiraz yollarının tükenmesi veya nihai sonucun mağdurun gerçek zararını tam anlamıyla karşılamaması (tam tazmin ilkesinin ihlali) durumunda ise hukuki himaye devreye girmektedir. Tespit edilen eksik ödemelerin tahsili amacıyla Sigorta Tahkim Komisyonu’na başvurulması, en hızlı ve rasyonel yargısal çözümdür.

1 Temmuz 2026 sonrası otomatikleşen bu süreçlerde, sunulan rakamların adil olup olmadığının, piyasa koşullarına ve emsal Yargıtay kararlarına uygunluğunun sigorta hukuku alanında uzman bir avukat tarafından denetlenmesi gerekmektedir. Hakların otomatikleşmesi, hak arama hürriyetinin devredilmesi anlamına gelmemekte olup; eksik ödemelere karşı hukuki yolların işletilmesi, mülkiyet hakkının korunması için vazgeçilmez bir esastır.

Reklam 150Reklam 999ffReklam 413Reklam 88

Yorum Yap

Yazarın Diğer Yazıları
Yazarlarımız
En Güncel ve Doğru Haberler!
Sigorta Haber

Sigortahaber.com, sigorta sektöründeki en güncel haberleri, analizleri ve gelişmeleri tarafsız bir bakış açısıyla sunan bağımsız bir haber platformudur. Sigorta profesyonellerine, acentelere ve sektöre ilgi duyan herkese doğru, hızlı ve güvenilir bilgi sağlamayı amaçlıyoruz. Sigortacılıktaki yenilikleri, mevzuat değişikliklerini ve sektör trendlerini yakından takip ederek, okuyucularımıza kapsamlı bir bilgi kaynağı sunuyoruz.

2025 Sigorta Haber © Tüm hakları saklıdır.