İstanbul Ticaret Odası Sigortacılık Meslek Komitesi seçimleri yaklaşırken sigorta acentelerinin önünde yalnızca bir sandık değil, önemli bir yol ayrımı bulunuyor.
Bu seçimlerde verilecek karar; birkaç ismin, birkaç listenin veya belirli grupların geleceğini değil, İstanbul’daki binlerce sigorta acentesinin önümüzdeki dönemde nasıl temsil edileceğini belirleyecek.
Bu nedenle seçim süreci, klasik ittifakların yeniden kurulduğu, yıllardır aynı çevrelerin birbirlerini desteklediği ve koltukların yalnızca isim değiştirerek korunduğu bir süreç olmamalıdır.
İstanbul artık sigortacılık alanındaki temsil tekelleşmesinden kurtulmalıdır.
Yeni isimlerin, yeni acentelerin, genç meslektaşların, kadın girişimcilerin ve İstanbul’un farklı ilçelerinde faaliyet gösteren meslek mensuplarının temsil noktalarında önleri açılmalıdır.
Çünkü temsil makamları hiç kimsenin mülkü değildir.
İstanbul Ticaret Odası, meslek komitelerini Oda ile üyeler arasında köprü kuran; sektörün sorunlarını belirleyen, çözüm önerileri geliştiren ve alınan kararların ilgili merciler nezdinde takip edilmesini sağlayan temel organlar olarak tanımlıyor.
Dolayısıyla Sigortacılık Meslek Komitesi üyeliği yalnızca bir unvan değildir.
Bu görev; acentenin sorununu dinlemeyi, gündeme taşımayı, çözüm yolları üretmeyi ve sonuç alıncaya kadar takip etmeyi gerektirir. Seçim zamanı sahaya çıkıp oy isteyen, seçim bittikten sonra dört yıl boyunca acentelerden uzak kalan bir temsil anlayışı artık kabul edilemez.
Komite üyeliğinin değeri, kartvizitte yazan unvanla değil, sektör adına ortaya konulan çalışma ve alınan sonuçla ölçülmelidir.
Bir temsilciye şu sorular açıkça sorulabilmelidir:
Görev süresi boyunca kaç acenteyi ziyaret etti?
Kaç meslek sorununu komite gündemine taşıdı?
Hangi sorunların çözülmesine katkı sağladı?
Aldığı kararları meslektaşlarıyla ne kadar şeffaf biçimde paylaştı?
İstanbul’un merkezi dışındaki ilçelerde faaliyet gösteren acentelerin sorunlarına ne ölçüde temas etti?
Bu sorulara somut cevap verilemiyorsa orada temsil değil, yalnızca makam işgali vardır.
İTO’nun güncel kayıtlarında 20. Grup Sigortacılık bünyesinde 5 bin 500’ü aşkın faal üye bulunuyor. Buna karşılık mevcut Sigortacılık Meslek Komitesi dokuz üyeden oluşuyor.
Bu tablo, temsil sorumluluğunun ne kadar büyük olduğunu açıkça gösteriyor.
Binlerce işletmenin bulunduğu bir meslek grubunun temsilinin yalnızca birbirini uzun yıllardır tanıyan dar çevreler arasında paylaşılması doğru değildir. Sigortacılık sektörü yalnızca büyük ölçekli işletmelerden, merkez ilçelerde faaliyet gösteren acentelerden veya güçlü ilişki ağlarına sahip gruplardan ibaret değildir.
Pendik’teki acente de bu sektörün parçasıdır.
Silivri’deki, Esenyurt’taki, Beylikdüzü’ndeki, Kartal’daki, Ümraniye’deki, Sancaktepe’deki ve İstanbul’un diğer ilçelerindeki acenteler de aynı ölçüde temsil edilmeyi hak etmektedir.
Teknik personeliyle ayakta kalmaya çalışan küçük acente ile büyük üretim hacmine sahip kurumsal yapı aynı masada sesini duyurabilmelidir.
Temsil adaleti tam olarak budur.
Ancak belirli isimlerin sürekli aynı görevlerde bulunduğu, yeni adayların önüne görünmez duvarların örüldüğü ve seçimlerin dar gruplar arasında yapılan güç mücadelesine dönüştüğü bir ortamda gerçek temsil adaletinden söz edilemez.
Değişim çağrısı yapmak, geçmiş dönemlerde görev alan herkesin başarısız olduğunu söylemek değildir.
Tecrübe önemlidir.
Kurumsal hafıza önemlidir.
Sektörün mevzuatını, sorunlarını ve karar mekanizmalarını bilmek önemlidir.
Ancak tecrübe, bir kişinin veya grubun süresiz biçimde aynı koltukta kalmasının gerekçesi haline getirilemez. Tecrübenin gerçek değeri, yeni isimlerin önünü açtığı ve sahip olunan bilginin sonraki kuşaklara aktarıldığı zaman ortaya çıkar.
Aksi halde tecrübe, değişimi engelleyen bir duvara dönüşür.
Hiç kimse vazgeçilmez değildir.
Bir kurumun sağlıklı çalışıp çalışmadığını gösteren temel unsurlardan biri, görev değişikliği gerçekleştiğinde sistemin işlemeye devam edip etmediğidir. Aynı isimler olmadan temsil mekanizmasının çökeceği düşünülüyorsa ortada güçlü bir kurumsal yapı değil, kişilere bağımlı bir düzen vardır.
İstanbul sigortacılığı kişilere bağlı değil, ilkelere bağlı bir temsil düzeni kurmalıdır.
Sigortacılık sektörü son yıllarda ciddi bir dönüşüm geçiriyor.
Dijitalleşme, yapay zekâ uygulamaları, çevrim içi satış kanalları, değişen tüketici beklentileri, artan operasyon maliyetleri, teknik personel sorunları, prim üretim baskısı ve şirket-acente ilişkilerindeki dönüşüm mesleğin yapısını yeniden şekillendiriyor.
Dünün sorunları tamamen ortadan kalkmadı; fakat bugünün acenteleri artık çok daha farklı sorunlarla mücadele ediyor.
Bu nedenle sektörün temsil organlarında yalnızca geçmişi bilen değil, bugünü yaşayan ve geleceği okuyabilen isimlere de ihtiyaç var.
Yeni nesil acentelerin dijital rekabet sorunlarını anlayan,
Küçük ve orta ölçekli acentelerin maliyet baskısını yaşayan,
Kadın girişimcilerin sektörde karşılaştığı engelleri gören,
Genç meslektaşların gelecek kaygısını bilen,
İlçelerde faaliyet gösteren acentelerin merkeze ulaşma sorunlarını anlayan,
Sahadaki şirket uygulamalarını doğrudan deneyimleyen
yeni temsilciler karar mekanizmalarında yer almalıdır.
Yeni isimlerin önünü açmak, yalnızca kadroları gençleştirmek anlamına gelmez. Asıl mesele, farklı tecrübelerin ve farklı bakış açılarının temsil sistemine dahil edilmesidir.
Aynı çevrelerden gelen, aynı toplantılara katılan ve aynı düşünceleri tekrar eden kişilerden farklı sonuçlar beklemek gerçekçi değildir.
Yaklaşan seçimlerde aday listelerin yalnızca isimlerini değil, çalışma programlarını da açıklaması gerekir.
“Biz mesleğe hizmet edeceğiz” demek artık yeterli değildir.
Nasıl hizmet edileceği anlatılmalıdır.
Her liste, seçimden önce kamuoyuna açık bir taahhütname yayımlamalıdır. Bu taahhütnamede en azından şu başlıklar bulunmalıdır:
Komite toplantılarında görüşülecek öncelikli sorunlar,
Acentelerle kurulacak düzenli iletişim sistemi,
İlçe bazında gerçekleştirilecek saha toplantıları,
Komite kararlarının kamuoyuyla paylaşılma yöntemi,
Sigorta şirketleri ve kamu kurumlarıyla yürütülecek çalışmalar,
Genç ve kadın acentelerin karar süreçlerine katılımı,
Seçim döneminde verilen sözlerin nasıl takip edileceği.
Seçildikten sonra bu vaatlerin gerçekleşip gerçekleşmediği düzenli olarak açıklanmalıdır.
Temsilci yalnızca seçim günü seçmene hesap vermemelidir. Görev yaptığı her yılın sonunda faaliyet raporuyla acentelerin karşısına çıkmalıdır.
Demokratik temsil, sandıkta başlayabilir; ancak sandıkta sona ermez.
Meslek örgütlerinde zaman zaman temsil görevi ile kişisel tanıtım birbirine karıştırılıyor.
Bir toplantıya katılmak, fotoğraf çektirmek, sosyal medyada paylaşım yapmak veya protokol sıralarında görünmek tek başına temsil faaliyeti değildir.
Asıl mesele, o toplantıda sektör adına hangi konunun gündeme getirildiği ve sonrasında hangi sonucun alındığıdır.
Acentelerin artık fotoğraflardan çok sonuçlara ihtiyacı var.
Makamların kişisel prestij alanına dönüştürülmediği, temsilcilerin kendilerini değil mesleğin sorunlarını görünür kıldığı bir anlayış kurulmalıdır.
Sigorta acentesi, seçtiği temsilcinin nerede fotoğraf verdiğini değil; komisyon sorunları, haksız rekabet, dijital kanallar, teknik personel şartları, artan maliyetler ve mesleki itibar konusunda ne yaptığını bilmek istiyor.
Bu beklenti son derece haklıdır.
İstanbul Ticaret Odası yalnızca İstanbul açısından değil, Türkiye ekonomisi ve iş dünyası açısından da son derece etkili bir kurumdur. İTO, 2026 yılı itibarıyla 800 bini aşkın üyeyi temsil ettiğini ve meslek komitelerinin bu temsil yapısının temel unsurlarından biri olduğunu belirtiyor.
Dolayısıyla İstanbul Sigortacılık Meslek Komitesi’nde ortaya çıkacak temsil anlayışı, yalnızca İstanbul’la sınırlı kalmayacaktır.
İstanbul’da kurulacak çoğulcu, şeffaf ve sahaya dayalı bir yapı, Türkiye’nin diğer şehirlerindeki meslek komitelerine de örnek olabilir.
Aynı şekilde İstanbul’da devam edecek kapalı, dar ve tekelleşmiş bir temsil modeli de sektörün genel geleceğini olumsuz etkileyebilir.
Çünkü ticaret odalarında başlayan temsil süreci, daha üst mesleki yapılara kadar uzanan bir etki alanına sahiptir. Bu nedenle acentelerin İTO seçimlerini sıradan bir meslek komitesi seçimi olarak görmemesi gerekir.
Burada kullanılacak her oy, sigorta acentelerinin gelecekte nasıl temsil edileceğine ilişkin bir irade beyanıdır.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta daha var:
Değişim, yalnızca mevcut isimlerin yerine başka isimlerin gelmesi değildir.
Eski yöntemleri sürdürecek yeni yüzler gerçek anlamda değişim yaratmaz.
Bir listenin kendisini “yeni” olarak tanımlaması da tek başına yeterli değildir. Önemli olan temsil anlayışının yenilenmesidir.
Kapalı kapılar ardında karar alan,
Yalnızca kendisine yakın acenteleri dinleyen,
Eleştiriyi dışlayan,
Seçimden seçime sahaya çıkan,
Görevini kişisel veya ticari ilişkiler için kullanan
bir anlayışın hangi isimler tarafından sürdürüldüğünün önemi yoktur.
Gerçek değişim; şeffaflık, katılımcılık, hesap verebilirlik ve ortak akıl ilkelerinin hayata geçirilmesidir.
Yeni isimler, eski düzenin devamı olmak için değil, yeni bir temsil kültürü oluşturmak için göreve talip olmalıdır.
Hiçbir temsil tekeli kendiliğinden sona ermez.
Değişim ancak seçmenin iradesiyle gerçekleşir.
Acenteler seçimlere ilgisiz kaldığında, oy kullanmadığında veya “Nasıl olsa sonuç değişmez” düşüncesine teslim olduğunda dar grupların etkisi daha da güçlenir.
Bu nedenle yaklaşan seçimlerde her acente sorumluluk almalıdır.
Adayları araştırmalı, listeleri incelemeli, vaatleri sorgulamalı ve oyunu bilinçli biçimde kullanmalıdır.
Tanıdık olduğu için değil, temsil yeteneğine güvendiği için oy vermelidir.
Bir grubun yönlendirmesiyle değil, mesleğin geleceğini düşünerek karar vermelidir.
Acenteler sandığa sahip çıkmadan temsil sisteminin değişmesini bekleyemez.
İstanbul sigortacılığı yeterli insan kaynağına, bilgiye ve tecrübeye sahiptir.
Sektörde sorumluluk almaya hazır çok sayıda genç, dinamik, liyakatli ve sahayı bilen acente bulunuyor. Ancak bu isimlerin birçoğu yıllardır temsil mekanizmalarının dışında bırakılıyor veya güçlü ilişki ağları karşısında geri planda kalıyor.
Bu düzen değişmelidir.
Görev yapmış isimler gerektiğinde birikimlerini yeni temsilcilere aktarmalı, danışmanlık yapmalı ve dönüşümün önünde durmak yerine dönüşüme katkı sunmalıdır.
Makamı bırakmak meslekten kopmak değildir.
Aksine zamanı geldiğinde yeni isimlere alan açmak, mesleğe yapılabilecek en değerli hizmetlerden biridir.
Yaklaşan İstanbul Ticaret Odası Sigortacılık Meslek Komitesi seçimleri bu nedenle önemli bir fırsattır.
Bu fırsat, kişisel hesaplaşmaların değil; mesleki yenilenmenin aracı haline getirilmelidir.
İstanbul tekelleşmiş temsil anlayışından kurtulmalıdır.
Yeni isimlerin önü açılmalıdır.
Farklı ilçeler, farklı ölçeklerdeki acenteler, kadınlar ve gençler karar mekanizmalarında daha güçlü biçimde yer almalıdır.
Acentelerin karşısına yalnızca isimlerle değil, projelerle ve ölçülebilir vaatlerle çıkılmalıdır.
Ve en önemlisi, seçilen herkes görev süresi boyunca meslektaşlarına hesap vermelidir.
Çünkü temsil makamları kişilerin değil, mesleğin makamlarıdır.
İstanbul sigortacılığının ihtiyacı daha fazla koltuk mücadelesi değil; daha güçlü temsil, daha geniş katılım ve gerçek bir değişim iradesidir.
Şimdi aynı isimlerin etrafında dönüp duran bir düzeni sürdürme değil, yeni bir sayfa açma zamanıdır.



Sigortahaber.com, sigorta sektöründeki en güncel haberleri, analizleri ve gelişmeleri tarafsız bir bakış açısıyla sunan bağımsız bir haber platformudur. Sigorta profesyonellerine, acentelere ve sektöre ilgi duyan herkese doğru, hızlı ve güvenilir bilgi sağlamayı amaçlıyoruz. Sigortacılıktaki yenilikleri, mevzuat değişikliklerini ve sektör trendlerini yakından takip ederek, okuyucularımıza kapsamlı bir bilgi kaynağı sunuyoruz.
Yorum Yap