İçeriğe geç
24 Eylül 2026, Perşembe Sigorta sektörünün bağımsız haber sitesi
SON DAKİKA
SİGORTA SEKTÖRÜ Haber • Veri • Analiz
MALİ TABLOLAR
Köşe Yazıları

Dünya Sigortacılığında Oyun Değişiyor: Risk Büyüyor, Sermaye Kaçmıyor

Son bir haftadır dünya sigortacılığındaki gelişmeleri özellikle takip ediyorum.

Açıkçası haberleri tek tek değerlendirdiğinizde çok farklı başlıklar görüyorsunuz.

Bir tarafta savaş ve jeopolitik riskler…

Bir tarafta iklim değişikliğinin artık sigorta sektörünün önüne koyduğu devasa maliyet…

Bir tarafta yapay zekâ…

Bir tarafta Lloyd’s piyasasına girmek isteyen yeni sermaye…

Bir tarafta satın almalar ve yeni pazarlara giren büyük oyuncular…

Ama biraz uzaktan baktığınızda aslında hepsi aynı şeyi söylüyor:

Dünya sigorta sektörü riskten kaçmıyor. Tam tersine büyüyen riskin etrafında yeni bir sigortacılık sistemi kurmaya çalışıyor.

Bence son bir haftanın en önemli mesajı da bu.

Savaş Riski Artık İstisnai Bir Branş Değil

Önce jeopolitik taraftan başlayalım.

Londra deniz sigortaları piyasasında faaliyet gösteren Joint War Committee, Rusya-Ukrayna savaşında ticari gemilere yönelik saldırıların artmasının ardından Karadeniz’de yüksek risk kabul edilen alanı genişletti.

Savaş riski primlerinin bazı seferlerde yüz binlerce dolarlık ek maliyet oluşturduğu belirtiliyor.

Fakat bana göre asıl dikkat çekici veri başka.

Marsh Re verilerine dayanan sektör haberlerine göre savaş, terör ve siyasi şiddet reasüransı tarafındaki Orta Doğu kaynaklı hasarlar 2 milyar doların üzerine çıkmış durumda. Yıllık brüt prim büyüklüğünün yaklaşık 2,5 milyar dolar seviyesinde olduğu belirtiliyor.

Bu nedenle branşın 2001’den bu yana ilk kez zarar eden bir yıl geçirebileceği değerlendiriliyor. Howden Re tarafındaki tahminlerde ise sigortalı kayıpların 3 milyar doları aşabileceği ifade ediliyor.

Burada bence üzerinde düşünülmesi gereken çok önemli bir konu var.

Sigortacılık yıllarca coğrafi çeşitlendirmeyi kullandı.

Bir yerde deprem olur, başka yerde olmaz.

Bir bölgede sel olur, diğer bölgede olmaz.

Bir pazarda zarar edilir, diğer pazar bunu dengeler.

Ama savaş ve jeopolitik risk farklı.

Enerjiyi etkiliyor.

Deniz taşımacılığını etkiliyor.

Havacılığı etkiliyor.

Ticareti etkiliyor.

Siber riskleri etkiliyor.

Tedarik zincirini etkiliyor.

Yani aynı olay birden fazla branşı aynı anda vurabiliyor.

İşte dünya reasürans sektörünün önündeki yeni sorulardan biri bence tam olarak bu:

Birbiriyle bağlantılı hale gelen riskleri eski çeşitlendirme modelleriyle ne kadar daha yönetebilirsiniz?

İklim Meselesi Artık “Çevre” Başlığı Değil, Doğrudan Sigorta Meselesi

İkinci büyük konu iklim.

Avrupa Komisyonu’nun son açıklamalarında Avrupa’daki katastrofik kayıpların yalnızca yaklaşık yüzde 25’inin özel sigorta tarafından karşılandığı belirtiliyor.

Bu nedenle Avrupa’da sigorta şirketlerini, kamu otoritelerini ve diğer tarafları bir araya getirecek bir Climate Insurance Alliance oluşturulması gündemde.

Bir başka güncel analiz ise Avrupa’nın 2035 yılına kadar iklim değişikliğine uyum ve dayanıklılık için yaklaşık 500 milyar euro harcayabileceğini gösteriyor.

500 milyar euro…

Az bir rakamdan bahsetmiyoruz.

Ve burada benim dikkatimi çeken nokta şu:

Yıllardır iklim değişikliği konuşulduğunda mesele daha çok çevre politikaları üzerinden tartışılıyordu.

Şimdi konu çok daha somut.

Evinizi kim sigortalayacak?

Sel bölgesindeki fabrikayı kim sigortalayacak?

Prim ne olacak?

Muafiyet ne olacak?

Reasürans kapasitesi bulunabilecek mi?

Devlet nerede devreye girecek?

Sigortalanamayan risk ne olacak?

Asıl tartışma artık burada.

Devletlerin her katastrofik olaydan sonra son ödeme mercii gibi davranması sürdürülebilir değil.

Özel sigorta sektörünün de her riski sınırsız şekilde bilançosuna alması mümkün değil.

Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda kamu ile özel sigorta sektörü arasında çok daha fazla ortak model göreceğimizi düşünüyorum.

Parametrik sigortalar da burada daha fazla karşımıza çıkacaktır.

Çünkü hasarın klasik yöntemlerle tek tek hesaplanması yerine belirli yağış, sıcaklık veya rüzgâr seviyelerinde otomatik ödeme yapan sistemler özellikle katastrofik risklerde giderek daha anlamlı hale geliyor.

Yapay Zekâ Konuşma Aşamasını Geçmeye Başladı

Son dönemde herkes yapay zekâyı konuşuyor.

Sigorta şirketleri de konuşuyor.

Brokerler de konuşuyor.

Reasürörler de konuşuyor.

Fakat benim sürekli söylediğim bir şey var:

Bir teknolojinin sektörü değiştirip değiştirmeyeceğini anlamak için sunumlara değil, günlük iş akışına bakmak gerekir.

Bu hafta bunun önemli örneklerinden biri Marsh’tan geldi.

Marsh, Londra sigorta piyasasında kullanılmak üzere Broker WorkBench isimli yapay zekâ destekli yeni platformunu devreye aldı.

Platform; risklerin uygun piyasalara yönlendirilmesi, placement taleplerinin gönderilmesi, şartların müzakere edilmesi ve sözleşmenin bağlanması gibi süreçleri destekliyor.

Marsh’ın açıklamasına göre bugün ortalama iki ila dört hafta sürebilen bazı placement süreçlerinin günlere, hatta saatlere indirilmesi hedefleniyor.

Üstelik nihai onay yine brokerda kalıyor.

Bence önemli olan taraf tam olarak burası.

Yapay zekâ brokerı ortadan kaldırmıyor.

Brokerın yaptığı işin içerisindeki zaman kaybettiren operasyonu ortadan kaldırmaya çalışıyor.

Bu ayrımı iyi yapmak gerekiyor.

Ben yapay zekânın sigortacılık sektöründeki ilk büyük etkisinin insanların işini tamamen almak şeklinde gerçekleşeceğini düşünmüyorum.

İlk aşamada;

dosya hazırlama,

veri analizi,

risk eşleştirme,

teklif karşılaştırma,

placement,

hasar ön inceleme,

dolandırıcılık tespiti

gibi alanlarda ciddi zaman kazandıracak.

Bunun sonucunda da aynı işi çok daha az operasyonel yükle yapan şirketler ortaya çıkacak.

Rekabet asıl o noktada başlayacak.

Lloyd’s Piyasasında Sermaye Kavgası Başlıyor

Bu hafta dikkatimi çeken bir diğer gelişme Lloyd’s tarafındaydı.

Financial Times’ın aktardığına göre Blackstone’un Aon ile birlikte Lloyd’s piyasasında yeni bir sigorta sendikası oluşturma planı sektör içerisinde ciddi tartışma yarattı.

Modelin yılda yaklaşık 2 milyar dolara kadar primi destekleyebilecek bir yapı oluşturabileceği belirtiliyor.

Tartışmanın temelinde ise brokerların hazırladığı risk paketlerinin önceden belirlenen sermaye sağlayıcılarına yönlendirilmesi bulunuyor.

Geleneksel sigorta şirketlerinin bazı yöneticileri bunun fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturabileceğini ve uzun vadeli sigorta sermayesi ile alternatif sermaye arasındaki farkı bulanıklaştırabileceğini düşünüyor. Blackstone ve Aon tarafı ise modeli piyasanın mevcut yapısı içerisinde yeni bir sermaye çözümü olarak değerlendiriyor.

Bence buradaki olay yalnızca Blackstone meselesi değil.

Asıl soru şu:

Sigortacılık sermayesini gelecekte kim sağlayacak?

Sadece klasik sigorta ve reasürans şirketleri mi?

Yoksa;

özel sermaye fonları,

emeklilik fonları,

aile ofisleri,

yatırım fonları

ve alternatif sermaye sağlayıcıları da sistemin çok daha büyük bir parçası mı olacak?

Ben ikinci seçeneğin giderek güçlendiğini görüyorum.

Çünkü risk büyüyor.

Risk büyüdükçe kapasite ihtiyacı büyüyor.

Kapasite ihtiyacı büyüdükçe de sigortacılık klasik bilanço sermayesinin dışına çıkıyor.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken başka bir nokta var.

Sigortacılık kısa vadeli para kazanıp çıkılabilecek sıradan bir yatırım alanı değildir.

Büyük hasar geldiğinde de orada olmanız gerekir.

Asıl sınav zarar geldiğinde başlar.

Dolayısıyla alternatif sermayenin sektöre girmesi olumlu olabilir ama bunun uzun vadeli olup olmayacağı çok önemli.

Büyük Reasürörler Artık Sadece Reasürör Olmak İstemiyor

Bir diğer dikkat çekici gelişme Munich Re’den geldi.

Munich Re Specialty, İtalya’da doğrudan primary specialty sigorta pazarına gireceğini açıkladı.

İlk aşamada inşaat ve mühendislik, property ve surety branşlarında faaliyet gösterecek. İlk risklerin 2027 başında yazılması planlanıyor.

İtalya, İngiltere ve İrlanda ile İspanya ve Almanya’nın ardından Munich Re Specialty’nin Avrupa genişlemesindeki yeni pazar olacak.

Bu gelişmeyi de sadece “Munich Re İtalya’ya girdi” şeklinde okumamak gerekiyor.

Reasürans şirketleri giderek müşteriye ve birincil sigorta riskine daha fazla yaklaşıyor.

Sigorta şirketleri reasürans işine yaklaşıyor.

Brokerlar sermaye çözümleri geliştiriyor.

Fonlar sigorta kapasitesi sağlıyor.

Teknoloji şirketleri underwriting altyapısına giriyor.

Yani eskiden sektörün oyuncuları arasındaki sınırlar çok daha belirginken bugün bu sınırlar giderek ortadan kalkıyor.

Bir Tarafta Satın Almalar da Devam Ediyor

Fransa’da CNP Assurances’ın ticari kredi sigortacısı Coface için olası bir satın alma teklifi üzerinde çalıştığı haberleri de bu hafta gündeme geldi.

Görüşmeler henüz erken aşamada ve kesinleşmiş bir işlem bulunmuyor.

Ancak olası bir satın alma CNP’nin bireysel sigorta ağırlıklı yapısını ticari kredi sigortası tarafında önemli ölçüde çeşitlendirebilir.

Coface’ın en büyük hissedarı olan Arch Capital’in yüzde 29,9’luk payı nedeniyle olası süreçte kritik konumda olduğu belirtiliyor.

Bu da aslında aynı hikâyenin başka tarafı.

Büyümek isteyen büyük sigorta grupları artık yalnızca prim üretimini artırmaya çalışmıyor.

Yeni risk alanlarını satın almaya çalışıyorlar.

Regülatörler de Oyunun Değiştiğinin Farkında

İngiltere’de Prudential Regulation Authority’nin sigorta şirketlerine uyguladığı yeni dinamik stres testi de son haftanın ilginç gelişmelerinden biriydi.

Testte şirketler aynı anda ABD Batı Yakası depremi, Meksika Körfezi kasırgası, İngiltere fırtınası, Avrupa selleri ve siber saldırı gibi arka arkaya gelen kriz senaryolarıyla karşı karşıya bırakıldı.

Teste İngiltere genel sigorta pazarının yaklaşık yüzde 80’ini temsil eden şirketler katıldı.

Sektörün bir bölümü testi faydalı bulurken bir bölümü senaryoların gerçekçi olmayan ölçüde yoğun olduğunu ve şirket kaynaklarını aşırı zorladığını savundu.

Fakat ben burada regülatörün neden böyle bir test yaptığını daha önemli buluyorum.

Çünkü artık soru:

“Bir sigorta şirketi büyük bir hasarı kaldırabilir mi?”

değil.

Yeni soru:

“Deprem olurken aynı anda sel, savaş, siber saldırı ve finansal piyasa şoku yaşanırsa ne olur?”

Risk yönetiminin geldiği nokta bu.

Dünya Sigortacılığında Yeni Dönem

Son bir haftada gördüğüm tabloyu toparlarsam…

Dünya sigortacılığında para var.

Sermaye var.

Yeni yatırımcı var.

Teknoloji var.

Büyüme isteği de var.

Fakat risk de hiç olmadığı kadar karmaşık hale geliyor.

Eskiden sigortacı için temel soru riskin fiyatının ne olduğuysa bugün ikinci bir soru daha var:

Bu riski gerçekten modelleyebiliyor muyum?

Çünkü fiyatını bilmediğiniz bir riski pahalı satabilirsiniz.

Ama modelleyemediğiniz bir riski yanlış satarsanız sonuç çok daha ağır olabilir.

Savaş riskinde bunu görüyoruz.

İklimde görüyoruz.

Siber riskte görüyoruz.

Yapay zekâ kaynaklı sorumluluk risklerinde göreceğiz.

Benim dünya sigortacılığında şu anda gördüğüm en büyük dönüşüm teknoloji değil.

Yapay zekâ da değil.

Satın almalar da değil.

Asıl dönüşüm risklerin birbirinden bağımsız olmaktan çıkması.

Savaş enerji fiyatını etkiliyor.

Enerji lojistiği etkiliyor.

Lojistik şirketleri etkiliyor.

Şirketler kredi riskini etkiliyor.

Finansal piyasa sigortacının yatırım portföyünü etkiliyor.

Siber saldırı bütün bunların üzerine aynı anda gelebiliyor.

İşte sigorta sektörünün önündeki gerçek sınav burada.

Fakat diğer taraftan da sektörün gücü tam burada ortaya çıkıyor.

Risk büyüdükçe sigortaya ihtiyaç azalmaz.

Tam tersine artar.

Bu nedenle dünya sigortacılığının önümüzdeki döneminde küçülen bir sektör değil, çok daha stratejik hale gelen bir sektör göreceğimizi düşünüyorum.

Ama bu büyümenin kazananları yalnızca çok sermayesi olanlar olmayacak.

Riski doğru okuyanlar,

teknolojiyi gerçekten işine entegre edenler,

fiyat disiplinini bozmayanlar

ve en önemlisi işler iyi giderken değil, işler kötü giderken de masada kalabilenler olacak.

Çünkü sigortacılıkta asıl mesele hiçbir zaman poliçeyi sattığınız gün değildir.

Asıl mesele risk gerçekleştiğinde hâlâ orada olup olmadığınızdır.

Erhan Navruz
YAZAR

Erhan Navruz

Genel Yayın Yönetmeni

Uzmanlık: sigorta, acenteler, mevzuat, finans

Yazar profili ve tüm yazıları